Thursday, January 12, 2017

Boynun Kırılmadan Boynunu Bükme

Ayakkabıyı hareket ettiren şey adımlardır. Adımlar hedeflere, hedefler de mefkure buudlu nesillere koşacaktır. İstikbale ait nesil, öyle bir yürüsün ki yürüdüğü yolda iz bıraksın. 

Hayattaki ayrıntılardır fırsata dönüşen. Onun için fırsatlara hazırlıklı bireyler yetiştirmeli ki çocuklarımızın stratejileri sağlam zemine bassın. Çocuğa 'boynun kırılmadan boynunu bükme' stratejisini öğretip, Sultan Fatih'in genç yaşta fethe müyesser kılındığını hatırlatmalı ve duruşuyla modelleme sunmalı. Motivasyonun ümit eksenli karakter tipleri ile desteklenmesi çocuğun umutlarını ziyâdeleştirecektir. 

Kaygıların dibe vurmasına mahal veren bu fikrî yetenek çalışmaları bireyde tatlı bir mefkure anlayışına da zemin hazırlayacaktır. Nitekim ağacın gayesi meyve, meyvenin de gayesi insandır. Demek ki insanın hayat kalitesinin içinde gayesin de gayesi diyebileceğimiz bir gâyet'ül-gâyât şablonu olmalı. 
Monday, January 9, 2017

Gâyet'ül-gâye

"Çiftlikten çiftliğe, yarıştan yarışa koşarak atları terbiye etmeye çalışan gezgin bir at terbiyecisi vardır. Gezgin babanın işi nedeniyle, çocuğunun orta öğretimi de kesintilere uğramıştır. Bir vakit okulda Türkçe Öğretmeni, öğrencilerinden büyüdükleri zaman ne olmak ve ne yapmak istedikleri konusunda bir kompozisyon yazmalarını ister.
Gezgin ailenin 13 yaşındaki oğlu, bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini anlatan yedi sayfalık bir kompozisyon yazar. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlatır. Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizer. Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterir. Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000 metrekarelik evin ayrıntılı planını da eklemeyi unutmaz. Ertesi gün hocasına sunduğu yedi sayfalık ödev, tam kalbinin sesi olur.
   Gezgin ailenin genç oğlu iki gün sonra ödevi geri alır. Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir "sıfır" ve "dersten sonra beni gör" uyarısı vardır.
   - "Neden 'sıfır' aldım?, diye merakla sorar hocasına çocuk...
   - "Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal. Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun. Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir. Önce araziyi satın alman lazım. Damızlık hayvanlar da alman gerekiyor. Bunu başarman imkansız" der hocası ve ekler:
   - "Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm."
   Çocuk evine döner ve uzun uzun düşünür.Bir müddet sonra babasına danışır:
  Babası;
 - "Oğlum! Bu konuda kararını kendin vermelisin. Bu senin hayatın için oldukça önemli bir seçim!" der.
   Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini, hiçbir değişiklik yapmadan geri götürür ve şöyle der hocasına:
   - "Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin, ben de hayallerimi!"
   O orta 2 öğrencisi bugün 200 dönümlük arazi üzerindeki 1000 metrekarelik evinde oturuyor. Yıllar önce yazdığı ödev ise, şöminenin üzerinde çerçevelenmiş olarak asılı durmaktadır.

   Kişi aslında vazgeçtiğinde üzülür, kaybettiğinde değil. Unutmamalı ki vazgeçtiğin her şeyi, başkasına hediye edersin. Tercihten kaçınan da tercihini zaten yapmış demektir. Unutulmamalı ki ertelenen hayaller ve hedefler psikolojik sıkıntıların zeminini oluşturur.
Friday, January 6, 2017

Fikrî Yetenek

Fikrî yetenek insanoğlunun olmazsa olmazıdır. Çocukta beklenti oluşturdukça düşünme yetisini artırırsınız. Zira beklenti, etkili çekim gücüdür. Beklentileri müspete odakladığınız sürece kâinatın çekim yasasını harekete geçirirsiniz. Düşünceler manyetik sinyaller yayarken müspet odaklı kendi ruhuna ait düşünceleri de kendine doğru çeker.
Menfî düşünceler de bu çekim yasasına uygun hareket eder. Halk arasında 'korktuğum başıma geldi' sözünün kaynağı bundandır. Düşünürken neyi hayal edersen tasavvurun o cinsten olur, neyi tasavvur edersen de akıl o cinsten çalışır. Değer üretenler başarı frekansını yakalarken, endişe üretenler korku frekansının sinyaline muhatap olurlar. İnsanın alâkası nereye uzanıyorsa kudreti de o derece büyük olur. Bu çerçevede alâka duyduğunuz düşünceler, insanın kendine ait dünyasının hudutlarını da belirlemiş olacaktır. Böylece düşünceleriniz frekansınızı belirlerken, duygularınız hangi frekansta olduğunuzu bildirecektir.

Çocuklarınıza olumlu dil kalıpları ile olan yaklaşımlarınız her dâim onun fikrî yeteneğine de müspet etki edecektir. Bu bağlamda aile ortamında kullandığınız ifade ve beyanlarınızın aslında çocuklarınızın düşünce mülâhazalarına katkısının ne kadar önemli olduğuna da bir işarettir.
Wednesday, January 4, 2017

Her şey Maddiyat mıdır?

"Antikacılık yapan genç bir adam, antika merakı sebebiyle Anadolu'nun en ücra köşelerini dolaşıyor ve gözüne kestirdiği malları yok pahasına satın alarak yolunu buluyordu. Kış kıyamet demeden sürdürdüğü seyahatler sırasında başına gelmeyen kalmamış gibiydi. Fakat, bu seferki hepsinden farklı görünüyordu. Yolları kapatan kar yüzünden arabasını terk etmiş ve yoğun tipi altında donmak üzereyken, bir ihtiyar tarafından bulunup onun kulübesine davet edilmişti. Yaşlı adam, antikacının yürümesine yardım ederken:
   - ‘Günlerdir hasta olduğumdan, odun kesmek için ilk defa dışarıya çıktım, meğer seni bulmak için iyileşmişim.’ dedi.
Diz boyuna varan karla boğuşup kulübeye geldiklerinde, antikacının beyaz göre göre donuklaşan gözleri faltaşı gibi açıldı. Odanın orta yerindeki kuzinenin etrafını saran üç-dört iskemle, onun şimdiye kadar gördüğü en güzel antikalar olmalıydı. Saatlerdir kar içinde kalan vücudu bir anda ısınmış, buzları bir türlü çözülmeyen patlıcan moru suratını ateşler kaplamıştı. Yaşlı adam, misafirini yatırmak için acele ediyordu. Ona birkaç lokma ikram edip sedirdeki yatağını hazırlarken:
   - ‘Bugün soba yakamadım evladım, ama bu yorganlar seni ısıtacaktır.’ dedi.
   Ev sahibi, yıllar önce vefat eden eşiyle paylaştıkları odaya geçerken, antikacı da tiftikten örülen battaniyelerin arasına gömüldü. Ancak bütün yorgunluğuna rağmen bir türlü uyuyamıyordu. Ertesi gün gitmeden önce ne yapıp yapıp o iskemleleri almalı, bunun için de iyi bir senaryo uydurmalıydı. Mesela, hayatını kurtarmasına karşılık ihtiyara birkaç koltuk satın alabilir ve eskimiş olduğu bahanesiyle dışarıya çıkarttığı iskemleleri, çaktırmadan minibüsün arkasına atabilirdi. Hatta onları kaptığı gibi kaçmak bile mümkündü. Yürümeye dahi mecali olmayan ihtiyar, sanki onun peşinden koşacak mıydı?
Genç adam, kafasındaki fikirleri olgunlaştırmaya çalışırken dalıp dalıp gidiyor ve rüzgarın sesiyle uyandığı zamanlar, kaldığı yerden devam ediyordu. Bu arada yaşlı adamın sabah namazına kalktığını farketmiş, hatta hayal meyal olsa bile odun parçaladığını duymuştu. Gözlerini açtığında, onun kuzine üzerinde yemek pişirdiğini gördü ve etrafına bakınırken, birden iskemleleri hatırladı. Hafifçe doğrulup çevresine baktı : Aman Allahım..! Antikalardan hiçbiri ortada yoktu.
İhtiyar kurt, herhalde planını hissetmiş ve belki de uykudaki konuşmasını duyarak onları emin bir yere kaldırmıştı. Sakin görünmeye çalışarak:
 - ‘İliğim kemiğim ısınmış, dedi. Çorbanız da güzel koktu doğrusu. Ama akşamki iskemleleri göremiyorum.’ dedi antikacı.
Yaşlı adam, odanın köşesine yığdığı iskemle parçalarından birini daha sobaya atarken:

- ‘İskemle dediğin, dünya malı be evladım’, dedi. ‘Biz misafirimizi üşütür müyüz?"
Saturday, December 31, 2016

Güz Gülleri Gibi Olan Toplum!

İnsanların ikbal düşüncelerini sadece maddi boyutla ele almaları gösteriyor ki güz gülleri gibi olan toplum, hala bugünün rüzgarlarının tesiri altında kalmış ve maalesef hazırlıksız.
İnsanımız güneşi, ceketinin astarında kaybetmiş ve markalaşmaya dem tutmuş. Gâye-i hayal addettiğimiz mefkurelerimizin yerlerinde araba, ev ve rezidanslar esmekte. Günümüz insanlarının açlığı, midesinden daha büyük arz-ı endam etmekte. Bizler 800 sene önce Harran Üniversitesinde atomun parçacıkları ile meşgul iken,batı yerlerde idi. Böyle bir medeniyetin vârisleri olarak ufkumuzda dünyanın kesif haline talip olmayı medar-ı iftihar addediyorsak talihimize ağlayalım.

Ruhun ebediyete, cesedin dünya lezzetlerine talip. Ruh lokomotif ise beden ona vagon olacaktır. Lokomotifin hızı ne ise vagonun hızı da ona göre olur. Bu yaratılış kimyandaki hususiyet, diğer mahlukata fark attığın bir nitelik. Duygu eğitimi, ruh eğitimi, mana eğitimi yerinde verilecek ki insanların vizyonunda hep dünyanın deniyyeti olmasın. İç alemindeki keşfe medar adımlar insana mesafe aldıracaktır. 
İdeallere bağlanmak değer üretir. İdealleri olmayanlar değer üretemeyeceğinden dolayı da dışa vuruşları alay endeksli safsatalar olacaktır. Alay eden insanlar değerlilik ölçülerini kaybettiğinden kendilerini rasyonel diye tarif ederler. Bilinmeli ki değer ölçüleri olmayan rasyonellik ile ancak görünenler üzerinden ölçme ve biçmeye başlarız.
Thursday, December 29, 2016

Mutluluk Sınırlarına Ket Vuran Tamahkârlık

Zahirde olanlar zahirle meşgul olurlar. Hayat gayesini maddi odaklı örgülemeye çalışanlara sormak lazım? 'Şahsınla ilgili geleceği bilseydin şimdiden onun yükünü kaldırabilir miydin?' Cevabınızı duyar gibiyim; hayır.
 "Adamın biri Musa Aleyhisselâm'a:                                                    
 — Ya Musa, ben bütün hayvanların dilinden anlamak istiyorum. Tur-i Sina'ya gittiğin zaman Allah'tan iste de benim duamı kabul etsin, diyordu.                                             Musa Peygamber:
— "Her şeyi bilmek iyi olmaz. Senin hayvanların dilinden anlamaman daha iyidir. Bu sevdadan vazgeç’ dediyse de, adam illâ öğrenmek istiyordu.
Musa (a.s.) her ne kadar bundan vazgeçmesi için çalıştıysa da adam ısrar etti. Bunun üzerine Musa (a.s.) ona dua etti. Adam sevinerek evine döndü. Ertesi sabah hizmetçisi sofrayı kaldırırken ekmek parçalarını bahçeye serpti. Adam da o sıra bahçeye çıktığında horozla köpeğin konuşmalarına muttali oldu ;
Horoz az önce serpilen ekmek parçasını kapmış yerken, köpek buna kızar ve;
 - "Be horoz bu yaptığın doğru mu? Sen buğday da yiyebilirsin arpa da. Mısır da yiyebilirsin, küçük taneleri de. Ben ise ekmekten başka bir şey yiyemem, neden benim rızkımı kapıyorsun?" der.                                            
Horoz cevap verir:
- "Haklısın fakat hiç tasalanma yarın bizim efendinin eşeği ölecek, sen de böylece karnını iyice doyuracaksın" der.
Bunu duyan adam hemen eşeği pazara götürerek satar. Ertesi sabah da bakalım köpekle horoz ne konuşacaklar diye onların yanına gelir. Köpek horoza sitem eder:
- "Yahu horoz hani eşek ölecekti, biz de karnımızı doyuracaktık" diyordun.
Horoz:
- "Eşek ölmeye öldü lâkin başka yerde. Çünkü sahibim onu sattı. Fakat hiç merak etme yarın öküz ölecek, o zaman daha büyük bir ziyafete konacaksın" der.
Bunu duyan adam hemen ahıra koşar, öküzü aldığı gibi pazara götürüp satar. Sevinerek evine döner:
-"Bu hayvanların dilini öğrenmem çok iyi oldu. Böylece zarardan kurtuldum" diye düşünür. Ertesi sabah yine acaba ne konuşacaklar diye köpekle horozun yanına gider.
Köpek bu sefer çok kızgındır:
- "Yalancı horoz, hani öküz ölecek, bu sayede karnımız doyacaktı, günlerden beri yalanlarınla avutuyorsun, bu sana yakışır mı? der.
    Horoz:
    - "Hayır ben yalan söylemedim, öküz ölecekti lâkin sahibimiz onu da sattı. Fakat merak etme, yarın sahibimizin kendisi ölecek o zaman onun hayrına yemekler, helvalar verilecek hepimiz doyacağız" der.
Bunu duyan adam ah vah eder, ne yapacağını şaşırır, başına vurur fakat iş işten geçmiştir."
İşin hikmetine gelince; Allah o tamahkâra bir bela verecektir. Eğer  eşeği satmasaydı o ölecek bela atlatılmış olacaktı. Öküzü satmasaydı, o ölecek ve belâ atlatılmış olacaktı. Ama adam, onları satmakla başkalarının zarar etmesini istedi. Kendi menfaatini düşünüp hareket ettiği için de tamahkârlığın cezasını hayatıyla ödedi.
Gelecekte hudutlarına riayet ederek haddini bilen insanoğlunun elbetteki mutluluk yüzölçümlerini de büyüttüğü görülecektir.


Tuesday, December 27, 2016

Hayatın En Büyük Trajedisi!

Dolu dizgin giden hayat nehrine bazen öyle bir dalarız ki bahtiyarlığı kendi içimizin dışında aramaya başlarız. Maddi varlıkların veya gücün peşinde koşarken kendi kişiliğimize ait donelerden de uzaklaşmaya başlarız. Zira malına mülküne  kıymet veren, kişiliğini ucuzlatır. 
Maddi ölçüde sıkleti olan insanlar parayı bulunca içindeki kişiliklerini kefaletle serbest bırakırlar. 'Para her şeydir' anlayışındakiler para için her şeyi yapmaktan kaçınmazlar. 
Maddi eksende aranan mutluluk kapsülü, kırılmaya mahkum cam parçacıklarından öteye gitmez. Kendimizden uzaklaştıkça mutluluğu arama telaşında hiçbir şey yeterli gelmez daha da mutsuz oluruz. Bilinmeli ki insanların mutsuzluğu hayat şartlarından dolayı değil, şartlara göre hareketini bilmediğinden ileri gelmektedir.
Bütün mutsuzluklar yokluktan değil, çokluktan ileri gelir. Hayatın en büyük trajedisi yoksulluk değil, doyumsuzluktur. Günümüz ekseninde maddi doyuma kilitlenmiş yığınların fakirlik korkusunu anlamak bu çerçevede çok güç olsa gerek.Kendileri zengin olup da mâhiyeten fakir olan nice insanlar mevcuttur. Zira fakir insan, malı az olan değil arzuları çok olan kimselerdir.
Yörüngesinden çıkan her arzunun gözü kördür.Arzular tiryakiliğe evrildiği vakit ise, önüne geçilmez bir kuvvet halinde insana telkinât vermeye başlar. O öyle bir telkin ki insanın en ehem hasselerinin yüz üstü kalmasına neden olur.Geriye doğru nazar ettiğimizde, arzularımızın ve tiryakiliklerimizin bize neler yaptırdığı tahayyül edildiğinde işin ciddiyeti daha iyi anlaşılacaktır.
Mezun bir öğrencimin velisine yaptığım ziyarette, hal hatır muhabbetinden sonra;
'Öğrencimiz, mahdumunuz nasıllar? dedim.
Veli;
'Durumu iyi, evlendi,krediyle bir ev aldı, altında da arabası var.Daha ne olsun be hocam!' cevabını verdi.

Başımdan kaynar sular döküldü desem yeridir.Amacım üniversiteyi de bitiren öğrencimin hayat dantelasını örgülerken mutlu mu?Sağlık sıhhati yerinde mi? Âkıbet endişesi taşıyan bir hayat ve o hayata kol kanat olmuş mutlu bir izdivacı var mı? Yaşam ideali açısından neler yapıyor? sorularına yanıt aramaktı...
Sunday, December 25, 2016

Gücün Peşinde!

'Bir mermer yontucusu, dağın tepesinde, kızgın güneşin altında, mermer yontmaktan son derece yorulmuş.  Kendi kendine söylenmeye başlamış: 
"Bıktım artık mermer yontmaktan. Hayat mı bu yaşadığım sanki? Devamlı mermer yontmaktan başka bir şey yapmıyorum. Yontmak zaten zor, bir de yetmezmiş gibi hep bu kızgın, yakıcı güneş! Ah! Güneşin yerinde olsam keşke. Ne güzel yükseklerde her yere hakim olacaktım. Işığımla her yeri aydınlatacaktım.” der.
Yontucunun dileği mucize eseri kabul olunur ve yontucu o an güneş olur. Dileği kabul edildiği için çok mutludur. Artık güneş kimliğiyle her tarafa ışık vermektedir. Fakat bu sırada bulutlar ortaya çıkar ve ışığını her yere yaymasına engel olur.  Bu duruma isyan eder:
"Şu basit bulutlar benim ışınlarımı engelleyecek kadar kuvvetli olduklarına göre güneş olmanın ne anlamı var. Mademki bulutlar bu kadar kuvvetli, keşke bulut olsaydım.” der.
Dileği kabul olur ve hemen bulut olur. Dünyanın üzerinde özgürce gezinmeye başlar, oradan oraya gider, yağmur yağdırır, toprağa bereket verir. Fakat birdenbire rüzgar çıkar ve bulutları dağıtır. Ve bu sefer de;
"Rüzgar nereden çıktı da geldi ve beni dağıttı, demek ki rüzgar daha kuvvetli. Öyleyse ben rüzgar olmak istiyorum." der.
Dileği yine kabul olur, güçlü bir rüzgar olur. Dünyanın üzerinde eser durur, fırtınalar estirir, tayfunlar meydana getirir. Fakat birdenbire önüne kocaman bir dağ çıkar ve ona mâni olur. Bunun üzerine de;
"Basit bir dağ beni durdurmaya yettiğine göre benim rüzgar olmanın ne anlamı var, keşke dağ olabilseydim" der.

Dileği kabul olur ve bir anda koca bir dağ olur. Bazı sesler duyar, ona durmadan vurulduğunu hisseder. Ondan daha kuvvetli olan, onu içten içe oyan.. Bir de bakar ki; gördüğü sadece küçük bir mermer yontucusudur.